Sayfalar

Ben Doğanın İstemediği Zayıf

**Aşağıda okuyacağınız yazıyı yayınlayıp yayınlamamak konusunda çok kararsız kaldım çünkü kısa bir süre öncesine kadar bir duvar ustasıydım ben. İnsanlar ve kendi zayıflığım arasına ördüğüm kalın duvarlar, beni daha neşeli daha güçlü ve daha kibirli göstermek için yarattığım yeni yüzlerdi. Doğanın bile istemediği "zayıf" olmamak için renkli boyalarla boyandım.
Ama artık inşa ettiğim duvarlardaki çatlakları kapatamıyorum. Kendimi insanlardan korumak için duvarlarla uğraşmama gerek yok çünkü hiçbir zaman bana zarar vermelerini engelleyemeyeceğim. Verdikleri hasarı onlardan saklamak konusunda da herhangi bir endişem kalmadı. O yüzden blogta günlük hayattan tanıdığım insanlar olsa bile zayıflığımı rahatça sergileyebiliyorum artık. Ve işte;


Aylardan beri bıkkınım, yıllardan beri mutsuzum dememe az kalacak zamandan beri mutsuzum. Aylardan beri zayıfım yine de güçlü gözükmeye çalışıyorum. Aylardan beri son kullanma tarihi geçmiş küçük sevinçlerle yetiniyorum.
Aylar geçiyor, değersiz, anlamsız ve sevimsiz aylar..


Elimde sıfır var, midemdeki boşluk kadar sonsuz bir sıfır. İmge yaratmak için uğraşmıyorum sahiden midemde bir boşluk var, bütün kırgınlıkları, incinmişlikleri içine çekiyor ve doymak bilmiyor. Eskiden üzüldüğümde midem bulanırdı ağlamak yerine kusardım, şimdi ikisini birden yapıyorum.
Birkaç haftadır ağlamadığım gün yok, herhangi bir şarkı, herhangi bir söz, herhangi bir fotoğraf beni ağlatmaya yetiyor.


Okula gitmek istemiyorum çünkü okulda rahat ağlayamıyorum, hatta neredeyse rahat hiçbir şey yapamıyorum. Sorgulanmaktan, yargılanmaktan ya da dikkat çekmeye çalışıyor gibi gözükmekten o kadar korkuyorum ki.. Yaşadığım onca olaydan sonra aslında normal olmalı bu kaygı, kendi kendime yaptığım bir kuruntu olmasa gerek.


Öyle bir savunma mekanizması kurmuşum ki ailem hariç kimsenin yanında normalde olduğum kadar duygusal olamıyorum. Tamamen güçlü gözükmeye çalışmayı bırakıp derdimi anlatamıyorum. Psikologla bile sınırlarını çizdiğim çerçeve içinde konuşuyorum. Sevdiğim insanlara sarılmak, onlara ne kadar güzel olduklarını söylemek, hediyeler almak bir şekilde mutlu etmek istiyorum ama yine korkuyorum. Belki de onlar beni, benim onları sevdiğim kadar sevmiyorlardır hatta belki de hiç sevmiyorlardır sadece menfaatleri gereği arkadaşızdır. Sık sık rastlamadım mı zaten böyle kişilere.
Üstelik bir insanı içimden geldiği kadar sevsem abartılı ve yapmacık olacakmışım gibi. Peki ya olur da ilgimle bezdirirsem onları? Yapışkan biri olmak yerine yapayalnız biri olurum daha iyi..


Ha böyle sevgi pıtırcığı olduğuma bakmayın. Bazen öyle ufak bir şeye öylesine sinirleniyorum ki çok sevdiğim biri için bile "bu salakla işim ne benim" diyebiliyorum. Sevdiğim biri beni incittiğinde çeşit çeşit intikam tasarlıyorum kafamda. Affedemiyorum ve lanet kinciliğim içimi kemiriyor.
Ayrıca ya o da bana içinden salak diyorsa? Ona bile ne kadar zeki olduğumu kanıtlamak zorundayım.


Onlardan nefret ederek insanların çoğunu gereksiz yere fazla önemsiyorum. Kendimi daha da fazla önemsiyor olmalıyım ki en fazla öfkelendiğim kişi yine benim. Yaptığım her şeyden attığım her adımdan ölesiye pişmanlık duyuyorum. Beynimden kurtulmak, kendime hesap vermeyi bırakmak istiyorum. Düşünceler insana bu kadar işkence edebilir mi?


Bugüne kadar olmasını gerçekten çok istediğim hangi şey gerçekleşti? Söyleyeyim mi ?
"Hiçbiri".
Annemse yüz binlerce kişinin benim yerimde olmak isteyeceği fikrinde. Sayının bu kadar fazla olmasının nedeni Afrika kıtasının varlığı.
"Hayatta hiçbir şeyi böylesine çok istememeli"ymiş insanlar anneme göre. Elimdekilerle yetinemeyen ben, mutsuz olmaya ya da hayallerimden vazgeçmeye mecbur bıraktırılıyorum.
-"Daha yaşın küçük, gençsin önünde çok güzel günler yaşayacağın bir ömür var." Umarım yoktur.
Çünkü bir yıl önce de aynı martavalları dinliyordum. Yaşım küçük ama insanlıktan iğrenmeye yetecek kadar şey yaşadım. Hatta insanlıktan iğrenmek için çok şey tecrübe etmeye de gerek yok ki. Biraz gözlem ve farklı bakış açısı yeterli olacaktır. Ama belki de bunları kazanmak için çok deneyim gerekiyordur neyse üzerinde tartışılabilinir bir konu.


"Madem dişli çarklar mekanizmasında yaşıyorum ve ne kadar çabalasam da kendim de bir çark olduğum için düzeni bozamayacağım o zaman en güçlü dişlilerden biri olurum." demeye başlamıştım.
Fakat sorun şu ki ben bu kadar hırslı bir insan değilim ve olmaya çabalasam dahi olamayacağım. Üstelik gerçekten bir konuda hırslandığım zaman yıpranıyorum. Hayata ve insanlara uyum sağlayamamamın nedeni de "hırssızlık" olmalı. Ama diyemiyorum ki "kusura bakmayın ben zayıfım dişlerinizin arasında olmak istemiyorum a pardon dişlilerinizin.."


Neyse bilgisayarı kapatıp uyuyacağım, uyanacağımı düşünüp yatacağım. Umarım işler bu sefer de planladığım gibi gitmez.

35 sesleniş:

French Oje dedi ki...

benim de duvarlarım var. midem içine çekmiyor ama hiç bir şeyi, her seferinde her biri saldırdığında üzülüyorum. ağlamıyorum ama gece de uyumuyorum. dikkat çekmemeye çalışırken diyorum ki ben de insanım, neden kendi kendimi eziyorum..
öyle işte.
sonra geçiyor ama, inan, geçiyor

miss şizoid dedi ki...

birini koşulsuz şartsız seven az..tümdengelim yaparsak "kimseyi kimseyi gerçekten sevmiyor" sanırım.gerçekten sevemeyenler bu argümanı bilip,yokmuş gibi,sahnedelermiş gibi yaşıyorlar hayatı...sevmesini bilenler de "buna"
rağmen yaşamayı beceremeyip,kendi kendilerine çelme takıyor...sevgide dengeyi tutturamadığım için çok canım yandı.bir süre sevsem bile nefret ediyormuş gibi davrandım.sonuç ne biliyor musun? ruh ve beden farklı tellerden çalamıyor, bedenin nefret ediyormuş gibi davranmayı bırakmayınca zamanla ruhun buna adapte oluyor ve bir gün bakıyorsun ki nefret etmek için kendini yormuyorsun artık,çünkü gerçekten bırakmışsın sevmeyi...

orhan dedi ki...

"Oku Anla ve Yazarın Kişiliğini Çöz" yazınla bağlantılı görüyorum bunu. bu yazdıkların o kadar gerçek bir insanı anlatıyor ki herhangi bir yorum yapmayacağım. çıkış yolunu gösteriyorum:

HEINZ KOHUT, "KENDİLİĞİN ÇÖZÜMLENMESİ"
http://www.idefix.com/kitap/kendiligin-cozumlenmesi-heinz-kohut/tanim.asp?sid=LJ3OZKU4KK2NC3TC48WB

fikrin olsun diye blogumda bazı alıntılar da yayımlayacağım.

Burak Özkan dedi ki...

Hırs, bizlere eski zamanların başarılı insanlarından ve bu insanların yarattığı 'kişisel gelişim' dünyasından aktarılıyor. Ancak insan, bunu kendisinde göremeyince haliyle 'toplumla' ciddi bir çatışma içine giriyor.

Ben bu 'hırssızlık' durumunu da(komiktir, bu kelimeyi kendim için de sesli söylediğim zamanlarda, ortaya çıkan anlam açısından kafam karışıyordu; sanki hırsızlıkla ilgiliymiş gibi)bir bakıma 'olan biteni' keşfetme yolunda ilerlerken geçirelen sürece bağlıyorum. Acı dolu bir süreç niyahetinde.

Ama insanların 'iğrenç' olduğunu söylemen konusunda diyebileceğim fazla şey yok. Eh, doğrudur; yapmadığımız halt kalmadı ama bunu dile getirmek artık mastürbatif bir durumdan fazlası değilmiş gibi geliyor.

Ne demiş Wallace bey,

"İnsan, en merhametsizce kendinle yüzleşmeye çalıştığında bile aynı zamanda ruhunun derinliklerini araştırdığı için kendini alkışlamaktan ve kurum yapmaktan kendini alamaz."

Burak Özkan dedi ki...

Ayrıca, fena şekilde manalı olarak:

Welcome to the Machine - Pink floyd

piktobet dedi ki...

tam olarak hangi noktadan itibaren okumaya başladığımı bilmiyorum şimdi. geçmişe dönük okumalar yapma alışkanlığım pek yok çünkü. ancak şu ana dek okuduklarım içinde en çok bu yazını beğendim. şu içtenlik ilkesi. kararsızlık güzel şey. hadi ordan. şu vardığın karara çıkıyorsa neden olmasın ama. doğal seçilim ve türlerin kökeni üzerine karşıevrimci bir şeyler okuyacağımı sanmıştım oysa başlığı gördüğümde. mutsuzum. paramı geri istiyorum. burda yetkili kim sahi. yol yordam göstermek de vardı ama hadi neyse. iflah olacak gibi değil şu profildeki kişilik. neresinden tuttuysam elimde kaldı. ve duvarcı ustası. iyiydi. dikkat ettiysen konuya hiç değinmedim. ben bir musluk tamircisi değilim. bir pipo olmadığım gibi. ama asıl merak ettiğim nokta. koyunları mı saydık keçileri mi. bilgisayar da kapalı müzik falan da yok belli ki. iki bilinmeyenli matematik denklemini aklından çözmeye çalışarak uyumayı deneyip sabahlayan biliyorum ben. öyle ki.

lorelai dedi ki...

sevgili pink freud,demişsin ya hani sevdiklerime sevgimi göstermek istiyorum ama onlar beni benim onları sevdiğim gibi sevmiyorlarsa diye korkuyorum.naçizane tavsiye olarak söyleyeceğim ki hiç korkma. zaten gerçek ilişki gerek dostluk gerek sevgili gerek aile ilişkisi olsun karşımızdakine "iyi ki varsın" dediğimizde ortaya çıkmıyor mu? dobra bir insan olduğumu söyler etrafımdakiler.bu özelliğimden memnun muyum tartışılır.ama sevdiğimi söylemekten belki de yapım gereği hiç korkmadım.sırf sevdiğimi bağırarak söylediğim için gözünde değersizleştiğim insanlar oldu.ama gözlerinde büyüdüğüm daha fazla insan oldu.gerçek ilişkiler,hayatımdaki gerçek insanlar ortaya çıktı,çıkıyor.onlara iyi ki varsın dediğimde sen de diyen hep yanımda olan dostlarım var.sen neden korkasın? bunların hepsi senin de emeğinin olduğu ilişkiler değil mi? biliyorum emek her zaman doğru sonuç vermiyor.her zaman doğru insanlara emek veremiyoruz ama neden denemeyelim.gerçek insanları ancak böyle bulabiliriz.o yüzden diyeceğim o ki "korkma." gözyaşı sadece tuzlu bir sudur.insanların ruhunda neler olup bittiğini yalnız yanındaki gerçek insanlar anlar.ağlamak ne zayıflık belirtisidir ne de üzüntü.sadece tuzlu bir sudur işte.sırf kendini bu şekilde ele alabildiğin için bile sen güçlü bir insansın:)

lorelai dedi ki...

sıradan bir günde sıradan hareketlerle blogda dolaşmaya başladığım bu günde burak özkan tarafından karşıma çıkarılan "İnsan, en merhametsizce kendinle yüzleşmeye çalıştığında bile aynı zamanda ruhunun derinliklerini araştırdığı için kendini alkışlamaktan ve kurum yapmaktan kendini alamaz." sözü için de ayrıca teşekkür:)

Pink Freud dedi ki...

French Oje; benim cidden midemde fiziksel olarak sorun var o yüzden üzüldüğümde mideme vuruyor maalesef. Umarım dediğin gibi olur ve geçer.


Miss Şizoid; Haklısın gerçek sevginin var olmadığını düşünmek büyük işkence. Ama biri var ki ne kadar nefret ediyor gibi gözüksem de kendimi nefret ettiğime inandıramadım inandıramayacağım..


Orhan; Gönderdiğin linke baktım ilk olarak parantez içindeki narsistik kişilik bozukluklarının psikanalitik tedavisine sistemli bir yaklaşım açıklamasını görünce bozulmadım değil. Ama alttakileri okuyunca rahatladım :)

Pink Freud dedi ki...

Burak; İlk iki paragrafa katılıyorum fakat insanlığın iğrenç olmasının mastürbatif bi cümle olduğunu düşünmüyorum, Eğer deseydim ki tamam insanlara kötü davranıyorum ama napalım düzen bu, artık herkes böyle. İşte o zaman savunma mekanizmamı kullanarak kendimi tatmin etmiş olurdum.


Piktobet; Aslında önceki yazdıklarımı daha çok beğeniyorum ben, geçenlerde arşivi kurcaladım da.
Doğal seçilim ilkesi bana göre tamamen doğru bir görüştür ama aynı zamanda çok da acımasız bir gerçektir. Keşke olmasa dediğim bir kural..
Profildeki kişilik derken yazıda anlattığım "ben"den mi söz ediyorsun?
Musluk tamircisindeki musluk olmam komikti eğlendim.
Hiçbir şey saymadım, kafamı yastığa koymadan uyuyorum bu günlerde.

orhan dedi ki...

narsisizm'in çok alakasız gibi göründüğünü biliyorum. ama bu başka bir narsisizm. kitabı mutlaka oku. okuduktan sonraki düşüncelerini merakla bekliyorum. hala alakasız görünürse kitaba verdiğin parayı ben iade edeceğim sana. o kadar ciddiyim.

piktobet dedi ki...

profil derken yazıda anlatılan kişiyi kast ettim. ayrıca doğal seçilim aptallığın ve aleladeliğin zaferi. ve acımasız evet.

Pink Freud dedi ki...

Orhan; Yine narsist olan ben miyim ya boşuna rahatlamışım of.d Tamam yarın alırım kitabı. Bu arada bi arkadaşım da dünyayı boş insanları anlamsız görmenin bir tür kendini beğenmişlik olacağını söylemişti.


Lorelai; Bu yazdıklarım eski his ve düşüncelerim, yazının başlangıcında da belirttiğim gibi yayınlayıp yayınlamama konusunda kararsız kalmıştım ama duvarlar yıkıldı ve paylaşmakta sakınca görmedim. Şimdi daha doğal daha rahatım, sanırım sevgimi de belli edebiliyorum artık :)
Gözyaşları tuzlu sudur biyolojik olarak evet ama psikolojik olarak o kadar küçümsenemez bence.
Kendimi bir zamanlar zayıf olduğumu itiraf ettiğim için güçlü görmüyor değildim ama değilmiş, hadi zayıflık değil desek bile belki bi boşvermişlik ama güçlülük gibi gelmiyor.
Ayrıca Wallace'ın sözüne de tamamen katılıyorum senin gibi. Gerçi Annemi Öldürdüm filminde yönetmen Dolan kendi hayatını anlatırken bunu yapmamış diyorlar ama filmi izleyemedim, İzmirde gösterime girmemiş maalesef..

Pink Freud dedi ki...

Piktobet; Evet iflah olmuyorum, beni ancak bilinçsizlik paklıyor.

Burak Özkan dedi ki...

Evet, yine narsist olan sensin :) Aslında hepimiz öyleyiz. Durumu mastürbatif olarak nitelendirirken kastettiğim buydu.

Yani şu blog dünyasında, herkes bir şekilde burada olduğunu ispatlamaya çalışıyor öyle değil mi? Şu kenarda duran 'izleyiceler zamazingosu' bile bunun en bariz örneği. Yani, kim kimi izliyor ki aslında?

Bizler aslında burada iletişim kurmuyoruz arkadaşlar.

Pink Freud dedi ki...

Tamam ben narsistim tıpkı her insan gibi. (bkz hem narsist hem mastürbatif insan).d
A bu arada sanırım bu yorumun bugüne kadar en beğendiğim tespitin.d

piktobet dedi ki...

olmak ve görünmek hevesi işte. belki de daha olmadan. her neyse. itiraf edip kurtulmak olasıysa tabi. hadi şimdi ateş edip vurun beni. ayrıca pinky, narsist değil belki ama bir "yankı" olabilirsin sadece. heppimiz gibi.

orhan dedi ki...

bak işte yanlış biliniyor narsisizm. narsisistler kendilerini beğenmezler. tam tersine deli gibi açtılar buna.

narsisistler kendilerine duvar örerler çünkü "yaralanmak" istemezler.

narsisistler aslında kendilerini her zaman boşlukta, zayıf, güçsüz, bitkin, değersiz, anlamsız hissettiklerini içten içe bilirler. bütün o çaresizce sergiledikleri tavırlar bu hissizliği yenmeye, yok etmeye karşıdır. sevilmek ihtiyacına karşılık bulamayınca eroinman gibi hayran olunmaya bağlanırlar ve geçici olarak tatmin ederler kendilerini ne yazık ki.

Sorgulanmaktan, yargılanmaktan ya da dikkat çekmeye çalışıyor gibi gözükmekten korkarlar beri taraftan çünkü yine yaralanmak istemezler. zaten düşük olan özsaygıları iyice yıkılır. bu yüzden kabuklarına çekilirler. bir narsisiste yapılacak en kötü şey aslında onu eleştirmek yargılamaktır. narsisist sadece anlaşılmak ister. birisinin onu anlamasıyla dengeye kavuşmak ister.

öfkeleri de yaralanmaya, anlaşılmamaya karşı bir tepkidir.

bütün bunların sebebi ise çocuklukta yatıyor. gerisi kitapta

Pink Freud dedi ki...

Piktobet; sağol =)

Orhan; Bir yıl öncesine kadar tüm tarif ettiğin özellikleri bünyemde barındırıyordum fakat sorgulanmaktan yargılanmaktan ya da dikkat çekmekten hiç korkmazdım aksine zevk alırdım. İnsanlar benimle ilgilensinler benden konuşsunlar isterdim, istediğim gibi de oldu. Yaşamak için su yerine ilgi içiyordum. Sonra farkına vardım ne yaptığımın, resmen yarattığım duvarları gerçek sanıp onlara göre yaşıyor, kendimi acıtan gerçeklerden uzak tutuyordum. Olduğum insan değil olmak istediğim insan gibi davranıyordum, yapmacıktım.
Ama artık eleştirilmekten korkuyorum, birilerinin arkamdan kötü konuşma olasılığı moralimi dibe vurduruyor. Şu yazdıkların benim karakterimin tanımı ve evet çocukluğum sorunluydu.

Burak Özkan dedi ki...

Heh işte, ben de bu narsizme değinmek istiyordum aslında. Gerçi sadece bu şekilde bakmıyordum ama neyse, denecek olan denmiş. Eline sağlık, Orhan.

uygarradikal dedi ki...

Afrika'ya gitmeye gerek yok Türkiye'de , hatta şehrinizde bile bir çok kişi sizin yerinizde olmak istiyordur. Anneniz haklı bence. Umutsuz olmak için çok gençsiniz. İnanın insan yaşayınca daha da kötüsü olabileceğini görüyor.

Selamlar

Pink Freud dedi ki...

Merhaba uygarradikal hoşgeldin :)
Daha kötüsünün olabileceği ihtimali çok sübjektif. Çünkü ben somut şeylerden dolayı mutsuz olmuyorum. Aa sevgilim beni terk etti, borçlarımı ödeyemiyorum vs değil olay. Düşünmekten bıkıyorum, insanlardan bıkıyorum, kendimden bıkıyorum.
Yani evet daha kötü şeyler yaşayabilirim ama benden kötü durumda olanlar şu an benden daha mutlu olabilirler.

orhan dedi ki...

bu konu uzadı ama insanların dikkatlerinden kaçtığını düşündüğüm son bir şey ekleyeceğim.

bu yazıdaki kişinin ruh hali kendisinden daha kötü yaşam şartları içindekilere bile bir imrenme içermekte aslen. çünkü insanın kendisine anlayışlı cevap verebilen birilerinin olamayacağına çaresizce inanmak, insanların kendisine acı çektirmesinden de kötü bir durumdur.

insan kolu ağrıdığında buna çare arayabilir ama kolundaki hissizlikten dolayı kolunu kullanamadığında bunun çaresi ne olacak? görünmez bir sakatlık gibidir bu durum. asıl şükretmesi gerekenler her şeye rağmen kolunu hissedebilenlerdir.

ayrıca daha kötüsünü düşünerek kendini avutmak da sorunu düzeltmek değil üzerini örtmek oluyor sadece.

Burak Özkan dedi ki...

Jung'un da dediği gibi, ruhsal bir durumla ilgili "aslında öyle değil de böyle olsa,", "böyle olmaması gerekirdi" gibisinden söylemler, durumun kendisiyle ilgili hiçbir kayda değer aşamaya sebep olamaz.

Ayrıca Orhan, şu kolunu hissetmemekten söz açınca sen, aklıma V. Ramachandran'ın kolu olmadığı halde kolu varmışçasına ağrı çeken hastaları tedavi ediş şekli aklıma geldi.

http://blog.ted.com/2007/10/23/vilayanur_ramac/

mosquito dedi ki...

Yani nasıl desem bilemiyorum. Şu dilimin ucuna geldiğinde kovduğum, kendi kendime bile söylemek istemediğim ama sonuna kadar hissettiğim ne varsa yazmışsın. Blogunu takip ettiğimden beri bu benzerliği az da olsa farkediyordum ama şu yazınla tamamen aynı hissettiğimizi düşünüyorum. Abartısız, her paragrafı sanki kendim yazmışım sanki...

Pink Freud dedi ki...

Orhan; beni benden daha iyi anlattın.d Ayrıca söylediğin kitabı aldım bugün

Burak;Bence de kayda değer bi aşama yaşanmıyor.

Mosquito;ikimizin profilinde de balık burcu ve öğrenci yazıyor. Aynı yaşta mıyız merak ettim kaç yaşındasın?.d

mosquito dedi ki...

Evet ben de farkettim onları. :D
yaşıma 17 diyorlar, lise 3 işte :D

Pink Freud dedi ki...

Vay be aynı yaşta çıktık melankolik ergenler.d

mosquito dedi ki...

ahahah sorma

tembel hayvan dedi ki...

17'imde anlattığın gibiydim, 20'ye gircem değişen bişey yok. Ama sevinsem mi üzülsem mi bilemedim, hem benle aynı şeyleri yaşayan insanların olduğunu bilmek güzel gibi ama bu güzel bişey değil. Bilemedim :D
Bildiğim bişey var ki güzel anlatmışsın durumu, yazma tarzını seviyorum (:

Pink Freud dedi ki...

Benim de korktuğum şey bu ruh halinin ergenliğe değil bilinçlenmeye bağlı olması ve ömrüm beni boyunca rahatsız etmesi...
Ayrıca sağol ben de senin yazılarını seviyorum çünkü kendimden bi şeyler buluyorum orada :)

tembel hayvan dedi ki...

Bugün derste defterime karalıyodum bişeyler; 'bilinçlenmek karamsarlığı doğurur, gerçeği fark etmek gerçekten uzaklaşma isteğini beraberinde getirir'. Şimdi sen öyle diyince aklıma geldi bu yazdığım. Gerçekten ergenlikle alakası yok, farkındalıkla ilgili tamamen. Belki bi şekilde mutlu olmak bu durumun üstesinden gelmemize yardımcı olabilir ama beni o kadar mutlu ve uzun süreli mutlu edebilecek bişeyi hayal edemiyorum şu an.

Pink Freud dedi ki...

Aslında ben, beni uzun süre mutlu edebilecek şeyler hayal edebilirim hatta ediyorum da gel gelelim sadece hayal olarak kalıyorlar.
Hayal kurmak beklentiyi arttırdığı için yine mutsuz oluyorum.. Mutsuz oldukça da hayallerle tatmin olmaya çalışıyorum işte böyle kısır döngü halini alıyor.

tembel hayvan dedi ki...

Hayallere olmasa zaten şu anda bile yok olup gidebilirim, sadece gerçekleşseler bile uzun süre tatmin etmeyeceğine eminim. (:

Pink Freud dedi ki...

Anladım haklısın, hangi şey bizi tüm hayatımız boyunca mutlu edebilir ki?..