Sayfalar

Ruh Bilimi Değil Beyin Kimyası Bilimi!

Psychology'i köken olarak inceleyelim.


"Psyche"; Ruh. Eros'un karısı. Ölümsüzlüğü kazanmış ve Olimpos'ta tanrıların
yanında yaşamaya başlamıştır.

"Logos"; Yunancada akıl ile kavrama anlamındadır. Ve duyguları kavrama anlamındaki pathos sözcüğü karşılığı olarak kullanılır.(Psikopatalojiyi de açıklamış olalım.) Hem anlamıyla ilgili olarak akıl ve hem bu akıla dayanan söz, yasa, düzen, bilgi demektir.

Ve logos sözcüğünden türeyen türeyen ""Logia"; İngilizce karşılığı Logy. Genel anlamda herhangi
bir çalışma alanını veya akademik bir disiplini tanımlar.

Yani psikolojinin Türkçe'si ruh bilgisi anlamına geliyor.

Psikoloji sözcüğü ilk olarak Alman filozof Wolff tarafından 18. yy başlarında kullanılmaya başlanmış. İlerleyen yıllarda önem kazanmış ve 1879'da da Alman bilim adamı Wundt tarafından Leipzig Üniversitesinde ilk psikoloji labaratuarı kurulmuş.

Önceleri psikoloji ile uğraşan bilim adamları insanın düşünce ve duygularını açıklamak için yaptıkları çalışmalarda «ruh»u bu çalışmalarının temeli
olarak benimsiyorlardı. Günümüzde bu temelin hiç bir bilimsel yanı olmadığı ortaya çıkarılmıştır. Ruh nesnesiz, soyut bir kavramdır. Oysa ki, modern psikoloji ruh hallerinin, bilinç görevleri denilen işlemlerin maddi, somut temellerine dayandığını ortaya çıkarmıştır.

İşte görüyorsunuz ya aslında ruh bilimi diye bir şey yok. Çünkü ruh gibi tamamen soyut uydurma bir kavramın bilimi olamaz. Ama artık literatürde yerini almış bir kelime, 3 yüzyıldır evrensel olarak kullanımda olan bir sözcüğün yerine başka bir sözcük geçirilmesi önerilemez bile...

Ruh sağlığının bozulması gibi bir durum da hiçbir yönden mümkün olamaz. Mesela dinsel açıdan
bakarsak; tanrısal ve kutsal bir varlığın hasta olması beklenemez. Bilimsel açıdan ele alalım; ruh sadece varsayımlardan ibaret bir kavramdır.

Bütün duygu ve düşüncelerimiz hatta güdülerimiz beynimizin içindeki
moleküllerden, hormon ve enzimlerden ibaret... Ben olsam ruh bilimi yerine beyin kimyası bilimi derdim. Yaşasın Materyalizm!

Not; bu yazı alttaki başlıksız adlı nota yorum yapan kişilere atfedilmiştir.

10 sesleniş:

og dedi ki...

hmmm. ruh kavramıyla doğru bir yola girdin ama beyin kimyasıyla yanlış sonuca ulaştın bence. psikanalist bağlamında konuşacağım:

freud ilk dönem yazılarında psikanaliz'i olabildiğince bilimsel temele oturtmaya çalışır. böylesi muğlak bir konuda haklı olarak şarlatan muamelesi görmek istemez. ancak bir süre sonra bunu da bırakır çünkü bir kere bilinçaltı kavramıyla "mantıkdışı"nı daire içine alıp öteleyince bilimselliğin "yorum"dan öteye gidemeyeceğini anlar.

bu yüzden birçok büyük kuramcı psikanalist, psikanalizin bilimden çok edebiyata daha yakın olduğunu kabul eder. nasıl ki kelimeler soyut idealar olarak bir bütün haline gelerek anlamlar üretiyorsa, ruhun ürettiği anlamlar da psikanalistlerce yorumlanarak dönüştürülmeye/terapi edilmeye çalışılıyor.

ancak psikanalist böyleyken, ruh kavramını tu kaka ilan ederek insan duygu ve düşüncelerini beyin kimyasının tepkimelerine indirgemek gerçekçi olmaktan çok inkarcılığa yakınsıyor.

ruhbilimi kimyaya değil duygu, düşünce ve deneyimin dinamiklerine odaklanarak bunu yorumlama çabasında olan bir mecra. doğası itibariyle onun bilimselliğinin sağlaması deneylerle değil, bireyin çevreyle uyumlu/verimli etkileşimi ve gelişimine bakılarak yapılıyor. bu bakımdan ruhun var olup olmamasında değil sorun. sorun bireyin çevreyle uyumlu olup olmadığına kimin, nasıl karar vereceği, patolojinin nerede başlayıp bittiğidir.

psikanaliz ve genel olarak psikolojinin beyin kimyasıyla uğraşmayan diğer alanları, tıpkı edebiyat kuramları gibi yorumlar bütününe dönüştükçe bu sorulara asla bir tane cevap verilemeyecek. verilmesin de zaten teptipleşmek istemiyorsak eğer :)

uzattım. bir karikatür paylaşayım:
http://abstrusegoose.com/276

yarımbırocker dedi ki...

önce uğraşıp cevap olarak ayrıntılı bi şekilde anlattığın için sağol. Gayet de açıklayıcı olmuş. =)
Ama ruhun psikolojiden çıkarılmaya çalışılması biraz da psikolojinin pozitif,deneysel ve nesnel bir bilim haline getirilmeye çalışılmasıyla ilgili. Ve dediğin beyin kimyası bilimi kavramıysa bunu karşılıyor işte.
Zaten psikolojinin felsefeden ayrılma amacı da nesnelleşmek veya pozitifleşmek değil miydi? Ama psikolojinin içindeki pozitifleştirerek kurtulamadığımız bazı soyut konularsa kökenindeki felsefi temele dayanıyor bence.

Beyin kimyasına gelince de benzer salgılar salgılayan, benzer büyüklüğe vs sahip beyinlerin aynı davranışları sergilemesi gerekirdi. Ruh konusuna bir şey demeyeceğim ama yeni bulduğun isimde kimyayla sınırlaman bence eksik. Bellek konusu beynin kimyası kadar işleyişin önemli olduğunu gösterir mesela.

Burak Özkan dedi ki...

Og'un da dediği gibi, bir ruhun olup olmadığını söylemek -belki de sanılanın aksine- insan ilişkilerine çok büyük bir katkı sağlamaz. Şu an ki dinsel mücadelerinin kökeninde bile Allah inancının yattığını pek sanmıyorum. En azından bütünlüğünde.

Bu yüzden, ruhu inkar et veya etme; bilimse değil veya öyle, seninle benim aramda olan ilişkiye bir faydası dokunmaz. Açıklamalarda boğulmaya devam ederiz. Eğer beyin kimyası, bir başkasının varlığını 'duyumsamamı' sağlayabilirse, benim için gerisinin bir önemi yoktur. O yüzden yine Og'un da dediği gibi: "bu bakımdan ruhun var olup olmamasında değil sorun. sorun bireyin çevreyle uyumlu olup olmadığına kimin, nasıl karar vereceği, patolojinin nerede başlayıp bittiğidir."

Ve, yarımbırocker' da güzel bir yere değinmiş. Eğer mesele sadece kimyadan ibaret olsaydı, aynı davranışları sergilememiz gerekirdi. Jung'da buna benzer bir şeyden bahseder: Eğer insanlar, aynı ruhsal süreçleri aynı anda yaşasaydı, yaşam ne kadar kolay olurdu.

Pinky Freud dedi ki...

yarımbırocker ilk açıklama paragrafı benim düşüncelerimi betimlemiş.
Fakat ikinci paragrafa geldiğimizdeyse sorunlar çıkıyor; beyin boyutunun, beynin lobları arasındaki bağlantıların, beyinde bulunan kimyasalların oranının insanlarda tıpatıp aynı olacağını düşünmüyorum ki bunlar aynı olsa bile tükettiğimiz gıdalardan, soluduğumuz havadan, hatta ısı ve ışıktan bile etkileniyor beynimiz, böylece beyinlerin aynı şekilde işlemesi ve insanların aynı davranışları sergilemesi için gerekli koşulları asla sağlayamayacağız.
Ben belirli hormonların belirli davranışları etkilediği, oluşturduğu veya yok ettiği inancındayım.

Francis Crick'i bilirsiniz moleküler biyolog, fizikçi ve nörolojist. DNA molekülünün yapısını keşfeden ve Nobel Tıp Ödülü alan bilim adamı. Şaşırtan Varsayım kitabında ruhun sadece bir varsayımdan ibaret olduğunu, insanların yüzyıllardır bu kavrama inandıklarını fakat aynı insanların yüzyıllar boyunca da dünyanın tepsi şeklinde olduklarına inandıklarından söz ediyor.
Ve bu konulara gayet bilimsel, tatmin edici açıklamalar getiriyor, ben burada yüzeysel biçimde yazıyorum beyindeki kimyasallar hormonlar vs diyerek genelliyorum orada her şey ayrıntılı biçimde izah edilmiş. Ve tabi ki Richard Dawkins güzel bir kaynak olacaktır.

Davranışlar başka neyden ibaret olabilir ki? Üstümüzde tanrısal güçler falan mı var? Öldüğümüze ruhumuz uçuyor mu? 21 gramı ortaya atan adam zaten uydurduğunu itiraf etti.
Elimde somut delil yoksa inanmam sonuna kadar pozitivizmi savunuyorum, bilim geliştikçe ve daha fazla şeyi açıkladıkça felsefe de kaybolacaktır zaten.

Artı Burak, ruhun olup olmaması insan psikolojini etkiler, en azından beni etkiledi çünkü ruhun olmaması dinsel tezlerin de çürümesini sağladı ve beni seven, izleyen bi tanrı olmadığına kesinlikle emin olduğumda bakış açım 180 derece değişti.

Ruhun ya da tanrının olup olmamasıyla ilgilenmeyen, bunların varlığı ya da yokluğu düşüncesinin davranışlarını değiştirmediği bi insanı da aşırı yüzeysel bulurum..

og dedi ki...

bu arada ruhun varlığıyla ilgilenmediğimi söylemem gerekiyor :) eninde sonunda bir açıklama görevi görüyor. neyin açıklaması? bilinmeyenin tabiki. bilinmeyeni yine bir bilinmeyenle açıklamaya çalışmak faydasız. ancak bunu tartışmak, hatta tartışmayı bunun üzerine temellendirmek klasik teist, ateist agnostik inançlar tartışmasına dönüşüyor. yani deneysel gözlemden çok yorumlar bütünü oluyor tartışmanın tümü.

"Davranışlar başka neyden ibaret olabilir ki?"

bunun cevabını yine kendin veriyorsun ama :)
"ruhun olup olmaması insan psikolojisini etkiler". her inanç aynı zamanda bir semptomdur, der adam phillips.

Pinky Freud dedi ki...

Bilinmeyeni bilinmeyenle açıklamaktan kasıt?

Ruhun olup olmaması tanrı konusu vs beni derinden etkileyen şeylerdi, herkese aynı oranda tesir etmeyebilir.
İşin duygusal boyutları da var, çocukken inandığım beni seven ve koruyan bi tanrının olmayışını fark ettiğimde üzülmüştüm, kızmıştım vs duygusal derinlikten bahsediyorum.

Yani size de düşüncesel olarak yüzeysel ithamını bulunmaktan kaçınırım.

og dedi ki...

ruh elle tutulup gözle görülebilen bir şey değil. o yüzden insan davranışlarını ruh kavramıyla "vücuttan ötede" duran bir nesneye atfetmek bilinmeyene ad vermekten başka bir işe yaramıyor. bilinmeyen derken "belki henüz anlaşılamayan insan davranışları" anlamında kullanıyorum.

aslında farklı taraflarda durmuyoruz temel olarak. sadece olayı kimyaya indirgemek eksik bir anlayışa yol açıyor. ruh örneğinde olduğu gibi insanlar, çevrelerindeki insanların davranışlarından ve sözlerinden de etkileniyor. ve bunlara kimyasal açıklamalar kadar psikolojik açıklamalar da getirilebiliyor. fakat psikolojinin deneydışı açıklamaları, doğası gereği "yorum" oluyor.

fakat unutulmaması gereken şey, her ne kadar savlarını bilimsel deneylerle temellendirse de
bilimsel kuramlar da bir yorumlar bütünüdür. bilimsel zeka her şeyi açıklayabilir ama açıkladıktan sonra da bizler hayatlarımıza devam edeceğiz. peki nasıl yaşayacağız, nasıl bir dünyada yaşamalıyız, neye anormal ve patolojik diyeceğiz? bu sorularla ilgilenmek aynı derecede herkesin hakkı olduğu için sadece richard dawkins gibi bilimadamlarının fetvalarına indirgenemez. terry eagleton bu yüzden eleştirir dawkins'i. ortaçağ felsefesi basit teolojik tartışmalardan ibaret değildir, der.
http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=terry+eagleton+vs+richard+dawkins/%40babaerenler

çok konuştum :) yeter bu kadar.

wimparella dedi ki...

ruhum yoksa ben bir hiçim der wimparella da.. onun bunun demesine açıklmasına kimsenin bir şeyi ispatlamasına gerek yoktur. ben varım o halde tanrı vardır.

piktobet dedi ki...

oley! oley! oley!

Pinky Freud dedi ki...

Og; orta çağ felsefesi basit teolojik tartışmalardan ibaret olabilir ama teoloji basit tartışmalardan ibaret. Tabi bana göre :)
Sadece kimya eksik olabilir ama eksik olmayacak tam oturacak bir tanımı kim yapacak ki?
Belki davranış bilimi diyebiliriz ama onun da kökeni beyin olduğu için..
Evet çok tartışılabilinir bi konu.
Ve çok konuşmanızdan rahatsız değil aksine memnunum :)

wimparella; zaten insanların bi hiç olmadığını kim söylemiş :)

Ayrıca ben varsam, insan varsa kötülük varsa tanrı yoktur ya da iyi bi tanrı yoktur da diyebiliriz.

Herkes kendi kesinliğinde konuşuyor işte bu konularda.. Hep subjektif.