Sayfalar

Teşekkül


Resimdeki
Nefret ve İnsan
ikilisinin somut hali


Başlıksız

Dokunmatik sanılıp alınan aslında tırnakmatik olan telefon...
Hani dokunuyorsunuz olmuyor bastır bastır tırnakla işin yoksa.

Masal

Çocuklar neden masalları sever?
10 yaşımdayken neden Hogwarts'tan mektup gelebilme ihtimalini düşünerek seviniyordum?

Realist Karamsarlık-Romantisist Karamsarlık

Gerçekçilik çoğu insana karamsarlıkmış gibi gelir.
Bir de gerçekçi insanların karamsar bulduğu durumlar ve insanlar vardır.
Gerçekçi karamsarlıktan ziyade romantisist bi karamsarlık taşıyan bu duruma natüralistik, bu insanlara da natüralist diyorum ben.
Felsefe terminolojisinde yer almasa da edebiyatta rastlanılan bi kavramdır.
Natüralizme biraz açıklık getirelim;
Gerçek hayatta kötülüklere ve acılara rağmen iyiliklere, mutluluklara da yer vardır. Fakat romantizm ne kadar akıl dışı öge, fazla duygusal yoğunluk barındırıyorsa, romantisist natüralizm de işte o kadar bunalıma ve pesimistliğe meyleder.
Pollyanna'nın romantisist iyiliği ne kadar absürtse tam zıttı olan romantisist kötülük de o kadar absürttür.
Realizmde mutlu ve mutsuz sonlara rastlarız fakat natüralizm der ki "sonlar zaten mutsuzluktur."
Bi ara ben de kendimi natüralizmin pençesine kaptırmıştım "Aslında birini sevmiyorsundur onun sana olan ilgisini seviyorsundur." gibisinden her şeyin altında bi bencillik aramaya başlamıştım. Kısacası "cynic" bi insan olmuştum.
Fakat öyle küçük bi olay oldu ki hayata bakışım değişti. Şöyleki; Günlerden bir gün cılkı çıkmış halde otobüse binmiş yer bulunca sevinçten delirip oturmuş, dışarıyı izlemeye başlamıştım. Bir zaman sonra aniden fark ettim ki 2-3 yaşlarında bi çocukla babasıyla otobüse binmiş ayakta kalmışlar çocukcağız her frende sarsılıyor. Nasıl görmedim diye yanarken adama" geçin siz oturun çocuk rahat etsin" dedim. Bu olayların hepsi iki saniyede gerçekleşti.
Otobüste tutunacak yer arama çabalarıma rağmen mutluydum.
Sonra düşündüm çocuğun oraya oturması bana hiç bi yarar sağlamayacaktı, üstelik ben yorgundum da.
İsteyerek fedakarlık yapmıştım işte. Demek ki iyilik güdüm de vardı. Bi yandan da mutlu olmak için yer verdin diyordu beynimden bi ses. Ama mutlu olacağımı düşünmeye zaman kalmadan kalkmıştım yerimden. Tabi bilinçaltında saklanıyor mutluluk isteğim diye düşünürken lanet olsun öyle de ya da böyle istersem mutluluktan gebermek için yapmış olayım sonuçta çocuk rahat, baba rahat ben mutlu, herkese yarar sağlayan şey iyidir deyip, aylardır ceremesini çektiğim daimi karamsarlıktan çıkmak için ilk adımı attım. Ve gerisi geldi...
İşte her iyi kabul ettiğimiz şeyin altında bi pislik aramayalım artık. Olan bize oluyor, dünyadan soyutluyoruz kendimizi, birden bütün duygular anlamsız, basit gelmeye başlıyor. Çünkü iyi yok!
Yani anlatmak istediğim şey karamsarlıkta matah bi şey yok aslında. Ama o genel insan kitlesinin anladığı karamsarlıktan bahsetmiyorum. Onlar realizmle karamsarlığı karıştırıyorlar. Realizm insanın dünya gerçeklerine uygun yaşaması için gereklidir. Tabi yok ben kendime ayrı hayali bi dünya kuracağım orada mutlu mesut yaşayacağım diyebilirsiniz, mümkündür.
Bu arada natüralist olmayın, natüralist olanla da birlikte olmayın zira bulaşıcıdır. Bana da başkalarından bulaşmıştı. Aman dikkat!

Şartlar Ne Gerektirirse

"Siyasi görüşün ne?" diye sorulduğunda
"Şimdilik sosyalistim zengin olunca kapitalist olucam" cevabını vermesi
Ona anlık hayranlık ve derin bi saygı duymama yol açtı.

Argumentum ad Hominem

Argumentum ad Hominem diye Latince bi tabir vardır.
Argumentum tartışma, hominem de kişisel anlamına gelir.
Bir argümana cevap verirken argümanı eleştirmekten ziyade argümanı yapan kişiye saldırmak olarak tanımlanır; mantıksal bir safsatadır.
Öneri yerine, öneriyi yapan kişi tartışma konusu edilerek iddialara karşı çıkmak suretiyle yapılır..
Tartışmayı içselleştirip beyninizi savunma mekanizmanızın kontrolüne verirseniz adam karalama safsatası yapmış olursunuz.
Bu da özgüvensiz bireylerin kendini kanıtlama çabası veya dar beyinlerin genişleyememe sıkıntısının ürünüdür.

Başlıksız

Patavatsızlıkla açıksözlülük arasında çok ince bi çizgi var.
Görebiliyor musunuz onu?

Başlıksız

İlk kez bi izleyicimi kaybettim :(

Çocuk Yapım Ehliyeti

Anne baba olmanın ne kadar kutsal olduğundan dem vurulur her yerde.
Oysa kişinin çocuk sahibi olmasının çocuğa sağladığı bi yarar falan yoktur.
Anne de kendi annelik güdülerini tatmin eder sadece .
Üstelik insanlar o kadar rahat çocuk yapma kararı alıyorlar ki bu lanet dünyaya gelicek o kadar yara darbe alacak, sarsılacak, acıçekecek ben bunun üstesinden gelebilir miyim diye soran yok.
Üstelik bu adaletsiz kaos ortamına ufacık bi bebek sokmanın sorumluluğunu taşıyabilmesi için çocuğun ihtiyaçlarını karşılayabilmesi gerekiyor.
Ben bunun ihtiyaçlarını karşılayabilecek miyim diye düşünen yok. Bi insan fakirse çocuğu doğduğu andan beri sıkıntı yaşamaya mahkum; çocuk hastalanacak tedavisini yaptıramayacak, okulda arkadaşları istedikleri gibi yer içerken, eğlenirken o zavallı çocuk onlara bakacak onlara iç geçirecek, küçümsenecek, millet dersaneye gidip özel ders alırken o babasının işine yardım edecek. Çünkü bu ülkede eğitim eşitliği bile yok. Çatır çatır marka giyecekler bizim çocuk yılda bi aldığı dandik ayakkabısıyla mutlu olacak.
Bu sefer bu adaletsiz değil mi her şeye zenginler mi sahip olsun derseniz beni çileden çıkarırsınız!Her insanın çocuk doğurup, doğurtup kendini tatmin etmesi mi gerekiyor?
Bir de bizim toplumdaki ebeveynler çocuğu
kendi malıymışçasına kullanır, okuluna, arkadaşlarına, yediğine içtiğine, giydiğine her şeyine karışır. Kendi yapamadıklarını yaptırmak ister. Doktor mühendis olacaksın sen der. Yolda ağladığı diye iki tane geçirir ağzını ortasına. Ben de kadının ağzının ortasına geçirmek isterim. Lanetler çocuk zorla mı geldi siz istediniz ne hakkınız var vurmaya ne hakkınız var!
Eskiden köylerde çalışıcak insan olsun diye çocuk yaparlarmış. Hala bu sefil mantık hükmünü kaybetmedi.
Zihinsel eksikliği olan insanların zavallı çocuklarına değinelim bir de; babası aşırı dindar( bu
bana göre zihinsel eksiklik) bi insandır o yüzden çocuğun hareketleri hep kısıtlanmıştı, tazecik beyne arapça dualar sokulmaya çalışılır, namaz kılmak öğretilir, açık giyinirse cehennemdeki cayır cayır azaptan bahsedilir. Çocuk hele kızsa yandı ki ne yandı! Erkeklerle oynayamaz, gezemez tozamaz, istediği gibi giyinemez, fikirlerini açıkça belirtemez oturup ailesiyle iki dakika felsefe yapamaz Tanrı neden böyle diyemez.

Kız çocuklarını okullara göndermeyen çürümüş dinin ele geçirdiği kokuşmuş beyinlerler için kelimelerin kifayesiz kaldığı yer işte burası! Alkoliklerin, bağımlıların, psikopatların bile çocukları var, hep tramvayla geçecek olan bi çocukluk onları bekliyor... Gerçi zaten bu gruptakiler çok da isteyerek çocuk sahibi olmamışlardır.Bırakın tüm bunları, ailenin cahil olması bile bi azaptır çocuk için. Bu insanların çocuklarının görgülü, açık fikirli, hoşgörülü, özgürlükçü bireyler
olarak yetişmeleri tesadüfi, şans eseri olacaktır. Zengin cahiller de bunun içinde.
Birileri çocuklarını tiyatro, bale, yüzme kurslarına gönderirken birileri de çocuklarını sokağa salar. Oynasın, büyüsün. "Saldım çayıra mevlam kayıra" mantığıyla çocuğun büyümesi seyredilir. Dikkat; çocuk büyütülmez çocuğun büyümesi seyredilir.
Bu çocuk hayatta çok yaralar alacak, yıpranacak, ergenliği
depresyonu var bunun ben başa çıkabilir miyim diye düşünüp çocuk yapan kaç anne baba var?
Sonra da isyankar genç, sorumsuz genç, dengesiz genç...
Sperm bankası iğrençliğinden hiç söz etmiyorum, çocuğun babasını elinden alan anne nasıl bi annedir anlayamadım çünkü.
"Kalabalık ve mutlu" olayı da var. Çoğu ailede "en çok sevilen çocuk" oluyor ve diğerleri ondan nefret ediyor böylece. Çocuklar arası adalet dengesi kurulamıyor çoğu zaman.
Mesela büyük amcam her zaman babamın kendisinden daha şanslı olduğunu, ona sağlanan imkanların kendisine sağlanmadığını söyler. Annemse amcamların babannemden çok maddi destek gördüğünü, babannemin amcamı daha çok sevdiğini düşünür.Babasından nefret edip arada da küfreden bi dayım var. Kendimi bildim bileli kavga ederler. Dayım sürekli dedemi suçlar, onun yetersiz olduğunu, kendisine bi yarar sağlamadığını, çocukken ki travmalarını anlatır bağıra çağıra. Dedem bi kaç hafta önce öldü şimdi de annanemle kavga ediyorlar.
Ayrıca eğer zengin olunmaması da "kalabalık ve mutlu" profiline zarar veriyor. Şu an günümüz şartları için konuşuyorum. Bütün çocukların 6. snftan başlayarak dersaneye gitmesi gerekiyor, bunun lisesi, üniversitesi var. Marka takıntısı gittikçe körükleniyor, servis yemekhane parası vs vs.
Sonuç olarak diyorum ki sırf eğlence olsun, yalnız kalmayayım, babama bi erkek
torun vereyim 
vs saçma düşüncelerle günümüz koşullarından bağımsız hareket eden insan bencilin tekidir. Çocuğun hiç bir davranışıyla ilgili yakınmaya hakkı yoktur. Ve kendi isteyerek dünyaya getirdiği bi bebeğe bakması cenneti ayaklarının altına sermez! Yapıyorsan bakacaksın kardeşim uçarı kaçarı yok bunun.
Araba alıp sürmek için bile ehliyet gerekirken insanların bu kadar serbest çocuk doğurmalarına izin verilmesi çok saçma...

Başlıksız

Düşünceyi örneklerle açıklamak anafikrin değerini düşürür.

Dokunmatik

Dokunmatik telefonla uğraşırken birden insanların da dokunmatik olduğu geldi aklıma.
Sonra dokunmatik iphonemuza, dokunmatik insanlardan daha fazla değer verdiğimizi fark ettim.
En azından "daha nazik kullanıyorduk" onu.

Vivaldi Sevgi Çocuk

Yüz binlerce çocuğun izlediği Tom ve Jerry'nin fonuna klasik müzik koymuş olan insanları çok seviyorum.
Şu anda en çok istediğim şey bi çocuğumun olması ve gecenin bu saatinde onu uyuturken ninni olarak Vivaldi dinletebilmek.
Nasıl duygular bunlar ya Vivaldi sev beni.
Ama çocuk çok duygusal olmasın onun için başka müzikler de dinleteceğim ona.
Söz en fazla senin bestelerinden etkileneceğiz

Suni


Çiçekçilerin -doğal çiçekler-e bile oda parfümü sıkarak güzel kokmalarını sağladıkları bi çağdayız.

Kola Kafa Yapar mı?


Kola bende kafa yapıyor. Ha bira içmişim ha kola fark yok.
Acaba diyorum kafeine karşı bi duyarlılığım mı var?
İçinde çok fazla şeker barındırdığından mutluluk hormonu mu salgılatıyor acaba ya.
Hani çikolata yiyince endorfin dopamin falan zirve yapıyor ya.
Tümevarım yaptım işte böyle bi sonuca vardım.

NOT:Resmin yazıyla pek bi ilgisi yok ama uyuşturucu alkol kola hepsi bizi bilinç lanetinden kurtarıyor ya o yüzden.d

Kişilik Doğuştandır

Mizaç; genlerle gelen özellikler
Karakter; sonradan kazanılan davranışlar
Kişilik; bu ikisinin sentezi
Diye geçiyordu psikoloji kitabında.
Artık kişiliğin tamamen mizaçtan oluştuğunu düşünmeye başladım.
Bütün o duygulanımımız, düşünce sistemimiz genlerimizin elinde.
O yüzden insanlar sürekli kendilerini keşfetmeye çalışıyor.
İşte sihirli cümle "kişiliğini keşfet" , "kişilik edin" değil!
Varolanı bulma çabası içindeyiz, yokolanı kazanma çabası değil.
Karakter de çocuklukta yaşanan anılar sonucu oluşuyor.
Ama o da mizacımız doğrultusunda.
O zaman tek yumurta ikizlerinin her davranışının aynı olması gerekmez miydi diyebilirsiniz.
Oysa kişilikleri aynı olsa bile çok farklı insanlarmış gibi görülebilirler.
Çünkü birisi kendi doğasını tanıyabilmiştir, diğeri bu tanışmadan yoksundur henüz.
Veya farklı davranış stillerini seçmiş olabilirler.
Örneğin biri duygusaldır, belli eder bunu çevresine; ister ki insanlar hassas olsunlar ona karşı,
Öbürü de duygusaldır fakat belli etmez bunu çevresine; ister ki kimse anlamasın hassaslığını.
Bu bilinçleriyle ilgili bi fenomendir ve bilinç çocuklukta oluşur.
Tek yumurta ikizlerinin aynı evde yaşasalar bile aynı anılara sahip olma olanağı yoktur.
O zaman bu sorun da çözülmüştür.
Kişiliğimiz genlerimizde saklıdır, onu bulmak demek olgunluğa erişmek demektir.
Çünkü kaşifler bu keşif uğruna acı çekerler düşünerek, gözlemleyerek.
Kendimizi bulduğumuz taktirde her diğer insanları anlamamız da kolaylaşacaktır.
Belki de yaşamın sırrı dedikleri şey bu olsa gerek.

Başlıksız

Boşver insanlar kötüdür.
Boşver ne kadar seversen o kadar incinirsin.
Boşver çünkü yazıya devam edersen arabesk ya da emo olucaksın.

Sanat Basamakları

Bence her sanatçı "sanat için sanat"yapmayı arzular.
Fakat sanatının takdir kazanmasını da ister.
Böylece sanatının algılanışını daha basit bi hale getirir.
"Halk için sanat" boyutuna indirirmiş olur yapıtlarını.
Amaç basamak basamak ilerleyip zirveye ulaşmaktır.
Zirveyse bilgiyle ve tecrübeyle kazanılmış sanat anlayışıdır.

Başlıksız

Uğurlu değil
En sevdiğim sayı
7
.

Başlıksız

"Şarap içmeyin
üzüm yiyin."
R.Tayyip Erdoğan

Soyunma Kabini Psikanalizi

Bi şaka hazırlamışlar.
Birbirinden perdelerle ayrılmış soyunma odası var iki tane.
İkisi de erkeklere ait.
Aradaki perde kazaymışçasına açılıyor.
Arkada bi kadın görülüyor.
Adam var tabi öbür kabinde.
Şimdi burda problem erkeklerin farklı tepki göstermesi.
Birinci tepki: kendi üstünü örtmek
İkinci tepki: kadının üstünü örtmek
Buradan bi karakter tahlili yapılabilir mi?
Yapılırsa nasıl olur?
Üçüncü tepkiyse: hiç örtmemek.
Ama atlayalım bunu zira biz atlamasak da adam kadına atladı.

Misafir Saldırısı

Kalabalık misafirleri ve boğazıma çöreklenen sigara kokusunu, yığılmış bulaşıkları, talan edilmiş buzdolabını görünce "hayat beni neden yoruyosun" diyorum. Kafamda Serdar çalıyor, varın siz düşünün gerisi.

Tell Me Jim

Evet evet biliyorum sevdiğim bi arkadaşım yazar olucak, kitaplar yazıcak, çok sevilicek sonra ben de diyeceğim ki "tanıyorum ben onuu bi zamanlar yakındık".
Bu minik fare olabilir en çok o istiyor yazmayı.
The Doors'tan The Soft Parade dinlerken çok mutlu oluyor insan şekil a1.
Umarım minik fare de mutlu olur.
İçimdeki sevgi kelebeğini nasıl çıkarsam bilmiyorum nasıl yapıcam sen söyle Jim Jim?

Sütçü


Sütçü geldi !?

Karamazovların Etkisi

Karamazov Kardeşlerin sonundayım ve herkese -isminin sonuna -ışka -uşka getirerek seslenmek istiyorum.-Alişkaaa gel buraya.(ali)
-Sinişka al bunları sana getirdim.(sinan)
-Ozuşka saat kaçta geliyorsun?(oğuz)
Tabi ki kitabın bundan başka etkileri de oldu.
Baktım insanlar hep aynı soruyu soruyor.
"Tanrı var mı?"
Aman banane gelip bana bi şey diyene kadar umrumda olmayacak.
Bak dünyayı yaratmış sana mesaj veriyor, peygamber de mesajcıymış demeyin bana.
Bu yüzeysel karara vardım.
Yüzeysellik mutluluktur.
Bu sonucu çıkardığım için Dostoyevskinin kemikleri takla attı şimdi mezarında.

Başlıksız

Siz de her evin o kendine has kokusunu farkedebilenlerden misiniz?

Organik Domates ve Mekanik Materyalizm

"İnsanların organik olması bazen çok garibime gidiyor."
Hastane polikliniğinin karşısındaki bankta otururken arkadaşıma tam böyle söylemiştim ki
Yanımda oturan kadın;
" Nası yani? Bakımsızlar diye mi? Makyaj yapmıyorlar onu mu kastediyorsun" dedi.
Bu soru kadının konuşmamızı başından beri dinlediğini apaçık gösteriyordu.
Olabilir, insanlar çevrelerindeki insanları dinleyebilir, ama belli etmez!
Başkalarını bilmem ama ben bu tür "yabancı samimiyetlerinden" hoşlanmam.
Kadın bana döndü cevap beklemeye başladı.
Bense huzursuz kıpırdandım, yok saymaya çalıştım açıkçası.
Kadın ısrarla sordu da sordu, ben de karşıya bakmaktan vazgeçmeyerek yarım ağızla;
Hücrelerden oluşmaları, canlı maddeler falan diye geveledim. Sustum.
Israrla kadına bakmamaya devam ettim. Kadın da kalktı gitti.
Sinir olmuştum sebebi belki de kadının " insan organikliği dediğim şeyi domates organikliğiyle karıştırıp, inorganik domatesler nasıl çürük çarıksa insanların da makyajsız olanları organik oluyor" çıkarımını yapıp bunu bana teyit ettirme çabasıydı.
Evet desem orada bi nutuk çekicekti belki de bana.
"İç güzellik önemlidir" gibisinden.
Nasıl böyle sığ düşünebildi? Nasıl böyle sığ düşündüğümü düşünebildi diye gıcık oldum işte.
Oysa ben tek bi kurşunla insanın bitimini kabullenemiyordum.
Bütün o anılar, duygular, düşünceler o tek kurşundan sonra yokoluyor.
Kayıplara karışıyor insan, ne hırsından ne de tutkusundan geriye beş on damla kandan başka bir şey bırakmıyor.
Nasıl olur? Nasıl olabiliyor?
Ben o bankta kolu, bacağı kırık gözü çıkık insanlara bakarken ne düşünüyordum?
Mekanik materyalizm.
La Mettrie.
Genesis.
Distopya
Surrogates.
Makine-insan-robot.
I am robot.
Kadının makyajsız domates düşüncesi beni bunalttı.
Gerçekten çok bunalmıştım.
Bunlar Inception sayesinde geçti geçti!
Nolan kahramanımızsın.




En Etkili Silah?


Kadınların da silahı var.
Ona cilve diyorlar.
M. diyor ki bu kadınları küçük düşürüyormuş.
Benimse bi fikrim yok.

Başlıksız

Rüyalarla gerçeği karıştırmanın ilk basamağına çıkmış bulunmaktayım hayırlı olsun.

Başlıksız

Tanrıyı arama çabalarını google görsellerde de devam ettirdi.

Başlıksız

Her şeyin ayrı yazıldığını biliyoruz evet ama niye her şey yan yana gelmezken üst üste gelir?

Başlıksız

İstanbul'dan korktuğumu farkettim.

Sarı Olan Sadece Fotoğraf Değil


Bu Ankara'da yürüyen ben.
O sıralar gerçekten mutsuz ve nevrotik olan ben.
Ankara'dan tek sevdiğim fotoğraf kalan bu sarı şey.
Ruh halimi tamamen yansıttığına inandığım yapraklar.
Orada kaybettiğim ve İzmir'i özleyen kafamda görülen şapka.
Sisli puslu Ankara bi şapka bi de ben.

Sesle Sıkıştırılmış Gençlik




Karşı apartmanda kapı pencere açarak televizyon seyreden ve seyrettiren yaşlı insanlar...
Duyamıyorsanız kulaklık alın, sıcak geliyorsa klima taktırın.En azından sabahın beş buçuğundan akşamın on ikisine kadar samanyolu tv izlemeyin.Şu karga sesli haber spikeri adamı kabusum yaptınız. Recep İvedik dinlettirmeniz etkili bi işkence yöntemi oldu.
Ben de dayanamayıp balkona çıkıp " televizyon izleyenler kapatın şunu sabah akşam dinlemek zorunda mıyım sizi" derim. Kapatırsınız o anlık. Yarın gene kaldığımız yerden devam ederiz.
Ben de gene samanyolu tv eşliğinde hangi küfürleri ediceğimi düşünürüm. Bağırırım avaz avaz terbiyeli yada terbiyesiz demeleri umurumda da olmaz.
Benimki nası bi çile anlamadım üstte danalar gibi koşan ve danalar gibi kilolu bir çocuk.
Bi kat üstte masa tenisi oynadığını söyleyen ve top yerine insan kullanıp kullanmadığını merak edilen bi çocuk.
Altta bağırmadan konuşamama özrüne sahip ince yavşak sesli bir çocuk.
Çapraz apartmanda susmak bilmeden ağlayan bi bebek.
Şehir hayatına ve birbirine yakın apartman bloglarına lanet eden bir ben.
Bahçeli ev alma hayalleri olan bi aile.
Ama bahçe falan bulamayıp tekrar alınan bi apartman dairesi.
Taşınma hazırlıklarında olan biz ve bi koli bandı.

Çoğunu Çözen Kişi Çoğuna Hükmedebilir

Dünyayı, en azından insanları ele geçirecek olan kişinin mutlaka bi psikoloji eğitiminden geçmiş olması gerekiyor.

Empati Manyaklığı

Empati kurma huyumdan bıktım ya.
Filmler beni duygudan duyguya sürüklüyor.
Nerede bi işkence sahnesi göreyim hemen kendimi kurbanın yerine koyarım "derim böyle yüzülse şöyle canım acır böyle kan akar" diye hissederim olayı.
Nerede biri terkedildi, ihanete uğradı işte ben O'yum! Ne kadar sevmiştim ben onu, hayaller kurmuştum bol çocuklu pembe panjurlu.. oysa çekti gitti mavi diş fırçasını banyomda bırakarak, ben napayım şimdi, nerelere sığdırayım yalnızlığımı diye içlenirim.
Birinin kardeşi ameliyatta, gözyaşları iz yapmış suratlarda, ben de bi iki iç çekerim tutamam sonra ağlarım. O anlarda hep aklıma Adile Naşit gelir; bi filminde ne zaman tv başına otursa ağlıyordu. İşte gelecekte Adile Naşit gibi bi insan olucam diye garip duygular yaşarım.
Bununla da sınırlı değil ki; yolda mendil satan küçük çocuk görsem hemen senaryolar yazarım, babam alkoliktir beni dövüyodur, annem hastadır sonra bir gün mendil ister benden kan kusar öksürüp falan falan. Tamam şimdi abarttım ama gerçekten kendimi onun yerine koyucam diye depresyondan depresyona koşuyorum.
Bi bebeği annesi çöpe mi attı sonra onu biri görüp yardım ekibi mi çağırmış direkt bebeği gören kişiyim, düşünüyorum çöplükte bi bebek.. Tanrım nasıl bi işkence bu bana? Özellikle bebekler konusunda çok hassassım. Küçükken tv'de böyle bi haber duyunca odama kapanıp ağladığımı hatırlıyorum hatta Dikkat Bebek Var diye bi dizi vardı bilmem hatırlar mısınız Barış bebek üzerine kurulu, onun iç sesiymişçesine birisi konuşurdu, Ceyda Düvenci annesiydi. Neyse bi bölümde bu çocukcağız merdivenlerden düşmüştü de ben hüngür hüngür ağlamıştım. Annem babam zor teselli etmişlerdi beni gerçek değil bunlar diye anlata anlata.
Bir de şu huyum var işte başarılı bulduğum bi film diyelim hemen yönetmen olsam napardım şurdaki kız olsam nası oynardım bıdı da bıdı.
İşte bu yüzden psikoloji okuyup psikolog olmak istemiyorum, "başkasının derdi seni gerdi"ye cevabım %100 evet çünkü. İnsanları bi dosya gibi göremem ki sorunları tespit et, çözümle ve bitir dosya kapansın. I-ıh bana göre değil. Hı bu arada evet balık burcuyum...

Başlıksız



Hey yeşil anarşist her şey bu doğallıkta olabilirdi!

Hayran Kızlar


X kişisine hayranım sözü beni hayrete düşürür. X demek X'in yemek zevkinden tutun, tırnaklarını nası kestiğine kadar baya baya geniş bi kapsam oluşturur.
Hayranım her bir zerrene! Hı sen mi söyledin bunu? Hiç sanmıyorum o zaman alır o kişiyi ilah yapar tapardın.
Peki İlah'ımızın her zerresine hayran mıyız? Yoo değiliz ama o ayrı konu karıştırmayalım...
Ben onun keman çalışına hayranım, müziğine hayranım, oyunculuğuna hayranım, düşüncelerine olgunluğuna hayranım, parlayan kızıl saçına hayranım diyebiliriz. Bu gayet mantıklı bir şeydir.
Çünkü bizde olmayan bir özelliği başkasında görür çok beğenir yani hayranlık duyarız.
Onun dışında Robert Pattinson açtım bi yerimi bekliyorum işte Justin senin için ölürüm, şunun için dirilirim falan gereksiz laflardır. Saçma laflardır.
Genelde kızlardan fantezik hayaller duyarsınız böyle enteresan fikirlere kapılırlar hayranlık duydukları kişi için. Chuck aslında çok romantik ve duygusaldır ama hayat çok yıpratmıştır onu ve bu hale gelmiştir. İşte biri evcimendir biri ince ruhludur.
Ama erkekler gayet mantıklıdır Megan Fox'un vücuduna hayrandırlar o kadar.
İngiltere'ye Amerika'ya gidilip hayran olunan kişiyle mutlaka tanışılıcaktır, kızlar bundan vahiy inmişçesine emindir. Çünkü "içlerine doğar".
Hele Murat Boz konserine gidip çığlık çığlığa heyecan nidaları savurmaları, sıcaktan beyni akmış bunların dedirten ağlamalar, gül tenine değeydi elim coşkusuyla sahneye uzanan eller ve dokunma çabaları...
Kim bunlarla evlenecek kimse valla yazık diyorum içimden.
Not:E ben de bi kızım sonuçta, hemen müstakbel eşleri ve evlilik hayatlarını düşünüyorum. Lanet genler!

Zeka

Daha beş yaşındayken hangi yarım kürede olduğunu anlamıştı işte o kadar zekiydi.

Fazıl Say


Fazıl Say hakkında biraz araştırma yapayım dedim ve wikipedi'ye girdim. Girmez olaydım! Doğum yerine Beytüşebab yazmışlar nasıl ya Şırnak'ta mı doğmuş yok artık derken resmi sitesine girdim Ankara yazıyordu. Tamam dedim dalga geçmişler hem Şırnaklı'larla hem Fazıl'la.
Wikide ilerleyen satırlarda "
Üç yaşındayken poğaçacı Ali Kemal Kaya ile ritmik jimnastik ve işitme alıştırmalarına başlayan Fazıl Say" gibi ibareleri de görünce hmm baya kinlenmişler dedim. Ben nefret etmiyorum antipati de duymuyorum duyanları da anlamıyorum aslına bakarsanız.
"O sadece dahi bir piyanist değil; şüphesiz ki yüzyılın en büyük sanatçılarından biri olacaktır" yazmışlar Le Figaro'da.
Tutup da vay salak Türkler için ne söyledi demek pek de sağduyulu bi davranış olmasa gerek.

Tek Kişilik


Tek kişilik kalabalıktır aşk.
Aşk tek kişiliktir; ikinci bir kişiye bilet yoktur.

Başlıksız

Blogda niye böle ansiklopedik bilgi şeklinde takılıyorum ben de anlayamadım.
Bilgi paylaşınca güzel :p

At Heykelleri


"Parklarda görülen atlı heykellerin ön iki ayağı havada ise heykeldeki kişi, bir savaşta ölmüştür. Eğer yalnızca bir ayağı havada ise, savaşta yaralanmış demektir. Eğer dört ayak da yerdeyse, normal nedenlerle ölmüştür."

Skiofobi ve Benim Fobim

Skiofobinin de gölge tırsıntısı anlamına geldiğini öğrenince benim hiç bi fobim yok nasıl olur bi kızsam en azından böcekten korkmalıyım dedim. Sonra düşündüm düşündüm dolmuşta şöförle yalnız kalma korkum olduğunu keşfettim. Dolmuşa da çok zor binerim hiç sevmem tamam evet benim dolmuş fobim var. Yazdım google'a dolmuş fobisi diye, bir şey çıkmadı. Dolmuşun latincesini öğrenip literatüre bir şeyler katıyım diycem de yok öyle bi dünya:p

Sinofobi

Çin’den ve Çin mallarından korkma durumuna "Sinofobi" deniyormuş.
Sino İngilizcede Çin demekmiş. Biz de öyle China, Chinese diye geçiniyorduk.

Nayiha

Ücret karşılığında mezarlarda kuran okuyan dua eden insanların varlığından haberdardım da para karşılığı ölünün arkasından ağlayan kadınların varlığından haberdar değildim. Nayiha deniyormuş böylelerine.

Donnie Darko


DONNIE : Neden sürekli o aptal tavşan kostümünü giyiyorsun?
FRANK : Sen neden sürekli o aptal insan kostümünü giyiyorsun?

Arizona Dream


GRACE: İki yanlis bir dogru etmez..
AXEL: Ya ikimiz dogru geri kalan hersey yanlişsa..

Kedi Köpek Meseleleri




Bana hala dişi köpek, erkek kedi olamazmış gibi geliyor.

Kadın D-Evrimi


of ya hem hak verdim hem de sinirim bozuldu valla.

Kırosu'lar Tükenmez

Dayanamayıp şu daha önce bahsettiğim krosu kızlardan bi tanesinin facebooka yazdığı derin felsefik aforizmaları aktaracağım. Parantezle de yorumlarımı. Mesela;
-"Hayatta en büyük risk, risk almamaktır." (Yaşamak demek başlı başına binbir riski göze almak demektir.)
-"Seni çöpe atacağım poşete yazık."
-"Elimin kiri saçımın bitisin."
-"İyi, kötü pişman değilim yaptığım, yaşadığım hiçbir şeyden. Yaşanması gerekiyordu, yaşandı ve bitti." (Hayatı boyunca yaşadığı hiç ama hiçbir şeyden pişman olmayan insan baya yüzeysel yaşamış olan insandır. Ha bir de gelişime açık olmayan insandır, şöyle ki şu anki halinden acayip memnun olması gerekir.)
-"Son günlerde çok düşünür oldum"
-"Zor zamanları çabuk atlatır oldum" ( Düşünüp düşünüp zor zaman atlatan bi tek bu kız galiba. Zira insan dertli olduğu zaman kafa dağıtmak ister, düşündükçe iyice mutsuz olur, depresif takılır.)
-"Mutlu olmak için" adlı notundaysa ilk madde "aklını kullan". (Gerçekten zeki bi insan aklını kullanarak asla mutlu olmaz çünkü hayatın gerçeklerini fark ettikçe lanet eder.)
-Bi yazısı daha var orada da "birinin kadını olmak" istediğini belirtiyor. Şöyle açıklamış gerekçesini;
"Neden mi?"
"Herkesin eli tutulmaz."
"Herkesle film seyredilmez."
"Herkesle çekirdek çitlenmez."
"Herkesin kadını olunmaz da o yüzden!" (Herkesle neden çekirdek çitlenmez kısmı beni derin düşüncelere sevk etti:p)
-"içinden gelmeli.."
"Hücrelerine kadar hissetmeli, dna'larına kadar bilmeli insan!" (Kız bilimle sanatı birleştirdi bilmem farkında mısınız?)
Tamam bu kadar yeter içim şişti bi de şimdi eskaza görür falan blogu bütün yıl papaz oluruz artık. Pek blog okuyan bi kız değil ama bakalım:P
Yani belki de o kadar gıcık sözler değiller ama hepsi "erkek" üzerine yaa. Ya birisinden ayrılıyor, ya birini seviyor karşılık alamıyor, ya da birine bağlanmak istiyor falan. Bütün edebi ve felsefi yapısının temelindeki beyaz atlı prens arayışı onu küçümsememe yol açıyor.
Evet seni anlayan veya ruh eşim dediğin biriyle sevgili olmak tabii çok güzeldir.(yaşamadığım için varsayım of:d) Ama insan yalnız yaşamayı da başarabilmeli, karşı cins olgusu olmadan da hayatına devam edebilmeli güçlü olmalı. Bana göre böyle şeyleri facebooka dökmek yanlış yani orasının amacı belli aracı belli falan falan. Öyle işte...